banner5

banner4

banner9

Nail Keçili: Yellenmeye devam etsinler Türkiye bunların hesabını sorar

Marmaris'te inzivaya çekilen halkla ilişkiler sektörünün duayenlerinden Nail Keçili, Cem Güner'in sorularını cevapladı.

MEDYA 27.09.2020, 10:40 27.09.2020, 16:04
Nail Keçili: Yellenmeye devam etsinler Türkiye bunların hesabını sorar
banner8

Türkiye’de “halkla ilişkiler” denince ilk akla gelen isimlerden biri, belki de çoğu yerde birincisi halen Cenajans/Grey’dir.

Bir dönem fırtına gibi esen ve kendi sektörü içerisinde dünyanın en büyük cirolu şirketleri arasına giren Cenajans efsanesinin kurucusu Nail Keçili, şu anda Marmaris’ye sessiz sayılabilecek bir yaşam sürüyor.

Uzun yıllar sonra kendisiyle röportaj yapmak istedim. Ancak pandemiden dolayı bir araya gelmemiz mümkün değildi. Bu nedenle röportajımızı karşılıklı olarak elektronik posta yoluyla yaptık. Merak ettiklerimi sordum. Kendisi de eksik olmasın cevap verdi…

İlgiyle okuyacağınızı düşünüyorum…

Cem Güner

CEM GÜNER: Olayların üzerinden uzun yıllar geçti. İnsanların bir bölümü yaşananların belki çok azını hatırlıyor. Yeni kuşak hiçbir şey bilmiyor. Hatta sizi bile tanımıyorlar. O nedenle en baştan başlayalım. Nail Keçili kimdi, neler yapıyordu ve daha sonra neler yaşandı?

NAİL KEÇİLİ: Nail Keçili, özellikle gençler için çok önemli bir insandır. Bunu Nail Keçili’nin kendisi net bir şekilde söylemektedir. 1970 yılında CEN Ajans’ı kurmadan önce 1960 İhtilali’nde babası Nadir Nail Keçili’yi Yassıada Cezaları dedikleri iğrençlik sırasında kaybetmiş, üvey babası İstanbul Sanayi Odası Başkanı ve sanayici Ertuğrul Soysal’ın üvey babalığıyla ile beraber yetişmiş. Avusturya Lisesi’ni bitirmiş, Almanca ve İngilizce bilen biridir. 1970 yılında da kendi işini yapabilme kararıyla CEN Ajans AŞ’yi kuran, 1973-74 yıllarında da Türkiye’nin en büyük reklam ajansları arasına girmeyi başarabilen, özellikle 80’li yıllara gelindiğinde Amerika’nın baba reklam şirketlerinden olan Grey Advertising ile birleşerek onlara şirketinin %30 hissesini verip, Procter &Gamble, Unilever, British American Tobacco gibi bu dev şirketlerin reklamlarını kendi bünyesine alan ve Türkiye’nin en büyük cirosunu aşağı yukarı 40 sene süresince devam ettiren, 28 şirketle direkt pazarlama, production, matbaa, halkla ilişkiler, Akademi İstanbul Yüksekokulu ve birkaç ajanstan müteşekkir şirketleriyle başarılı bir şekilde hayatını devam ettiren kişidir. 2000 yılına gelindiğinde maalesef çok hırslı bir medya patronu olan Aydın Doğan’ın ve yine hırslı bir siyasetçi olan Mesut Yılmaz’ın gadrine uğrayarak şirketlerini ve işlerini kaybetmiş, ondan sonra da kendisini dolandıran bir başka medya patronunu yüzünden TMSF’ye (Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu) onun borçlarını ödemiş hayatındaki en büyük serveti evladı ve ailesine karşı da son derece sıkıntılı bir duruma girmiş, iflas etmiş ya da iflas etmiş demeyelim şirketlerini kapatmış diyelim keşke iflas etmiş deseydik bir enayilik etti yapmadı ayakta durmaya çalıştı o zamanlar ve her şeyini kaybederek Marmaris’e yerleşmiş. Türkiye’nin siyasi hayatında çok büyük rolü olmuş, Süleyman Demirel ile başlayan siyasi propaganda tarihinde Alparslan Türkeş’e Bülent Ecevit’e Turgut Özal’a Tansu Çiller’e başdanışmanlıklar yaparak son derece ciddi boyutlarda bu siyasilerin lider olmalarına katkıda bulunmuş. Türkiye’nin dış tanıtımında özellikle Türkiye’nin Rusya’daki tanıtımını çok başarılı bir şekilde sağlayarak, Rus turizminin Türkiye’de başlamasını da aynı zamanda becermiş bir insandır Nail Keçili. Hem siyasi hayatıyla hem reklamcılık hayatıyla hem halkla ilişkiler hem image makerlığıyla hakikaten başarılı bir insandır. Onun şirketlerinde çalışan aşağı yukarı 3500 personelin hepsi Nail Keçili’nin ve şirketlerinin birer eğitim kurumu olduğu hususunu devamlı söyleyip, anlatırlardı. Nitekim Nail Keçili de Akademi İstanbul’u kurarak gerçekten binlerce çocuğun orayı bitirip, iş dünyasında yerini almasını sağlayıp aynı zamanda da 500 talebeyi burslu olarak okutmuş ve sonunda da siyasi ve medya rezillerinin yaptıkları ahlaksızca operasyonların kurbanı olmuş kişidir.

CEM GÜNER: Sizin başınıza gelenler bir iş kazası mıydı, şanssızlık mıydı, yoksa size karşı stratejik amaçlarla yürütülen planlı bir operasyon muydu?

NAİL KEÇİLİ: Bu tamamen hazırlanmış bir iğrenç, seviyesiz, şerefsiz bir komploydu. Bunların benim üstüme atmaya çalıştıkları o Bankalar Operasyonu sırasında önce beni EtiBank’ın sahibi yapmaya kalktılar, onu beceremeyince Etibank’ın ortakları arasına koymaya çalıştılar. Onu da beceremediler ve mahkemeler beni tahliye etti. Hem mahkemelerde hem de Yargıtay beraat ederek bembeyaz bir sayfa ile hayata yeniden başlamadım. Adalet kısmen yerini buldu. Fakat şirketlerimi mahvettikleri için ben artık emeklilik hayatı yaşıyorum. Bu operasyonda iki ayrı şahsın sorumluluğu var. Birincisi; şirketlerimin ve hayatımın perişan olmasını sağlayan Mesut Yılmaz ve onun emrinde olduğu Aydın Doğan, ikincisi ise Sabah ve ATV grubunun sahibi olan ve benim tamamen servetimi mahveden ZAT!..

AYDIN DOĞAN ONUN YERİNE GEÇMEYE ÇALIŞTI ANCAK BECEREMEDİ

CEM GÜNER: Size karşı yapılan bu operasyon hangi dengeleri değiştirmeyi amaçlıyordu?

NAİL KEÇİLİ: Bu operasyon baştan sona kadar hazırlanmış, bilinçli bir operasyondu. Bunu ben daha sonra çok detaylı bir şekilde hem istihbarat teşkilatımız tarafından hem de farklı boyutlardan ciddi bir şekilde öğrendim. Bu operasyonun amacı şuydu; benim büyümekte olan şirketlerimi ve ağırlıklı olarak medyada büyümemden dolayı da son derece hırslanan Aydın Doğan’ın yaptığım işi yok ederek buradan başarı sağlayıp hatta benim yaptıklarımı kendisi yapma arzusu ile beni ve işlerimi Mesut Yılmaz’a yok ettirmekti. Benim işlerimi sonradan kendi yapmaya kalktı ancak tabi ki beceremedi…

CEM GÜNER: Her şeye yeni baştan başlayacak enerjiniz var mı?

NAİL KEÇİLİ: Her şeye yeni baştan başlayacak enerjim en üst zirvede var. Sağlığımı bütün bu olaylardan sonra çok ciddi şekilde korumaya aldım. Her gün sıkı spor yaparak ciddi bir forma kavuştum ve gittikçe yaşlanma yerine gençleşmeye doğru gidiyorum. Fakat şu an için bütün bunları yapacak bir sermayem yok. Devletin bana olan borcunu henüz tahsil edemediğim için yola çıkmam mümkün değil…

TMSF’DEN ALACAKLIYIM…

CEM GÜNER: Şu anda hukuken ne durumdasınız? Haklı olduğunuz hukuki merciler önünde ispatlandı mı?

NAİL KEÇİLİ: Şu anda TMSF’den çok çok ciddi bir rakam alacaklı olarak finale gelinmiştir. Ancak bu sefer hukuki bütün meseleler hallolmuş olmasına rağmen TMSF anlaşılmaz bir sebeple benim gasp edilmiş olan paralarımı ödememekte ve geri vermemekte inat ediyor. Hâlbuki bu konuda bana asıl borçlu olan yani bu zarara sebebiyet teşkil eden Dinç Bilgin’in 2 tane ayrı ayrı noter tasdikli yazısı var yazılarda ‘’Nail Keçili’nin benim borçlarımla ilgisi yok, bu paraları ona geri ödeyin, onun bu konularla hiçbir ilgisi yoktur.’’ diyor. TMSF de ‘’Evet, bizim sana borcumuz var’’ diyor ama buna rağmen hakkım olan paralamı ödememekte direniyor. Allah büyüktür. Bekliyoruz kardeşim…

TÜRKİYE’DE REKLAMCILIK YERLERDE SÜRÜNÜYOR...

CEM GÜNER: Biraz da mesleki tecrübeleriniz ışığında Türkiye’deki reklamcılığı konuşalım. Türkiye’de reklamcılığın şu andaki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

NAİL KEÇİLİ: 2000 senesinde Türkiye’de maalesef reklamcılık büyük bir düşüş gösterdi. MAN Ajans Eli Acıman vefat etti. Ben; Mesut Yılmaz ve Aydın Doğan ikilisinin tezgâhıyla işimin başından koparıldım ve bu da ajanslarımın batmasına sebebiyet teşkil edildi. Üçüncüsü de Türkiye’nin yine büyük ajanslarından Güzel Sanatlar Saatchi & Saatchi şirketinin büyük ortağı ve kurucusu Ünver Oral, hisselerini genç bir adama satarak ayrılmış reklam sektöründen. Bu üçümüzün çekilmesiyle birlikte bizim ajanslarımızdaki kreatif çocuklar her biri birer tane ajans kurmuşlar. Şu kadar söylememde yarar var; ajansların başındaki insanlar mümkün mertebe pazarlama ağırlıklı olması lazım, yani satış bilen satışa yönelik ruhları olan insanlar olması lazım ve kreatiften de anlamaları yararlı olur. Şimdi ajanslar tamamen kendi çapında aslında tecrübesiz kreatiflerle dolu oldukları için maalesef gördüğünüz reklamların ne yazık ki %99’u satıcı değil. Reklam satıcı olur. Reklamın güldürücü, eğlendirici, kahkaha attırıcı özelliği olmaz. Onlar reklamın 3. ve 4. faktörleridir. Reklam malı satacak iş şeklinde olur. Bu sebeple de Türkiye’de reklamcılık erozyona uğramıştır. Ne yazık ki her şey gibi erozyona uğramıştır. Ve vaziyet i ahvali yerlerde sürünmektedir. Bilgilerinize arz ederim.

CEM GÜNER: Türkiye son yıllarda “algı yönetimi” diye bir kavramla tanıştı. Eskiden algı yönetimi diye bir kavramı bilmezdik. Türkiye’de medyanın yayımladığı her şey veya şöyle soralım; medyanın yayımladığı çoğu şey bir algı çalışması mı?

NAİL KEÇİLİ: Medya özgürlüğünü tamamen kaybetmiştir. Ama bugün değil yıllar yıllar evvel… Hürriyet Gazatesi’nin sahibiNİN Erol Simavi’nin olduğu dönem, Tercüman Gazetesi’nin sahibinin Kemal Ilıcak’ın olduğu dönem, Milliyet Gazetesi’nin baş idarecisi Abdi İpekçi’nin olduğu dönem medyanın son özgürlük tarihleriydi. Ondan sonra gelen patronlar medyayı para kazanma vesilesi olarak kullanıp başka işlerde de değerlendirmişler. Özellikle hisse senedi düşüş kalkışları anlayışı içerisinde Asil Nadir’in İngiltere’de batmasına ve İngiliz Hükümeti’nin de Nadir’in kafasını koparmasına sebebiyet teşkil eden spekülasyonları Türkiye’de yıllarca yaparak çok büyük paralar kazanmışlar… Medya da sadece bir para kazanma vesilesi haline gelmiş ve bütün itibarını kaybetmiştir. Şimdi içinde bulunduğumuz dönemde de medya, talimatlarla haber yayınlayan ve tabi ki özellikle sosyal medyanın varlığıyla birlikte itibarını kaybetmiş, para kazanmayan ve yine söylediğim gibi siyasetin ayağı olmuş acınacak bir halde… Bunlar erozyonun ülkeye getirdiği çok büyük zararlardandır. Bunun devamı eğitim kalitesinin azalması, bunun devamı Türkiye’deki ekonominin çökmesi, bunun devamı çok zararlı icraatlara doğru süratle bizi götürmektedir…

CEM GÜNER: Algı yönetimi size göre etik midir?

NAİL KEÇİLİ: Bakın Türkiye’de son zamanlarda acayip acayip meslekler türedi. Bilmem onun koçluğu bunun koçluğu, algı yönetimi, marka danışmanlığı falan. Bunların hepsinin belli bir ana noktası vardır. Algı yönetimi diye bir kavramı ben değerlendirmek dahi istemiyorum. Bunu sormamış olun.

ÖZAL VE DEMİREL HARİCİNDEKİ LİDERLERİN HALKLA İLİŞKİLER SORUMLULARI DANDİK…

CEM GÜNER: Halkla ilişkiler kavramının bir bilim olup olmadığını tartışan çevreler var. Size göre halka ilişkiler çalışmalarını en profesyonelce kullanabilen siyasi lider kim?

NAİL KEÇİLİ: Halkla ilişkiler son derece ciddi bir meslek dalıdır. Bu meslek dalının eğitimi vardır. Artık üniversiteleri de vardır. Türkiye’de ilk halkla ilişkiler faaliyetlerine başlayan Alaattin Aslan; Koç Holding’in halkla ilişkiler departmanını yürüten arkadaşımızdı. Sonradan o da hayata atılarak halkla ilişkiler şirketi kurdu ve yürümeye başladı. İkincisi; Türkiye’deki örnek gösterilecek halkla ilişkiler şirketi, bizim kurduğumuz şirketti. Buradaki ilgi, tanıtım faaliyetleri ve yürütülen çevre İlişkileri mükemmeldi. Buradaki ortaklarım Tuncay Gürsel ve Koray Güney ikilisiydi. Biri gazeteci, diğeri TRT’de yetişmiş çok başarılı arkadaşlardı. Şimdi artık üniversitelerde okutuluyor. Fakat halkla ilişkilerin bir özelliği vardır. O bir nevi kabiliyet işidir. Halkla ilişkilere yönelik, insan ilişkilerine yönelik çok ciddi kabiliyeti olan insanlar bu işi iyi yapabilir. Türkiye’deki liderler arasında en başarılı halkla ilişkiler faaliyetlerini beraber çalıştığımız 8 yıl başdanışmanlığını yaptığım Turgut Özal muhteşem bir biçimde icra etmiştir. Süleyman Demirel de bu konuya hassasiyet gösterirlerdi. Onun dışındaki liderlerin hiçbiri bu konuda faaliyet gösterme cesaretini de göstermediler. Çünkü kullandıkları halkla ilişkiler sorumlularına baktığınız zaman hepsinin dandik olduğunu görürsünüz.

UĞUR DÜNDAR HER ZAMAN TARAFSIZ GAZETECİLİK YAPTIĞINI İDDİA EDER…

CEM GÜNER: Sizin bu olayları yaşadığınız günlerde; Aydın Doğan’ın medya grubunda çalışan Uğur Dündar, Arena programında çok sayıda haber hazırlayarak yayınladı. Uğur Dündar size göre o dönem tarafsız gazetecilik yaptı mı?

NAİL KEÇİLİ: Uğur Dündar, her zaman tarafsız gazetecilik yaptığını iddia eder. Bu konuda bir yorum yapmıyorum. Çünkü Türkiye’de her şeyiyle kabul edilmiş bir gazetecidir. Kendisinin Hürriyet Gazetesi’nde bulunduğu dönemde gazetenin sahibi Erol Simavi Taksim’deki CEN Ajans’ın binasında çalışırdı. CEN Ajans binasında kendisine bir yer tahsis etmiştik. Şimdiki adıyla The Marmara eski adıyla Intercontinental Oteli’nde kalırdı. Kendisi orada bir kata sahipti. Ve ofis olarak da 30 adım yürür CEN Ajans’taki odasına gelir oradan Hürriyet Gazetesi’ni yönetirdi. Bendeniz de tabi ister istemez kendisinin odasında ağırlıklı olarak vaktimi geçirirdim. Ve Erol Bey’in Hürriyet’ten çağırdığı rahmetli Çetin Emeçler, Özcan Ertunalar, Nezih Demirkentler falan bunların hepsi gelir ve Erol Bey ile görüşmeler yaparlardı. Bu arada Uğur da gelirdi. Birkaç hadiseye şahit olmuşumdur. Erol Bey’in talimatlarını yerine getirdi. Kendisinin yaptığı bir şey olmadı. Dolayısıyla bu konuda fazla yorum yapmak istemiyorum. Çünkü Uğur da yaşlandı artık. Allah ona da hayırlar nasip etsin, sağlık nasip etsin.

ERTUĞRUL ÖZKÖK BANA TELEFON EDER, “NAİLCİĞİM AY SONU GELİYOR BANA BİRAZ AVANS VERİR MİSİN” DER, BİZ HEMEN 1.5 MİLYON DOLAR PARA YOLLARDIK...

CEM GÜNER: Şimdi bu soruyu size çok usta bir halkla ilişkilerci olmanız dolayısıyla soruyorum: Uğur Dündar, özellikle 90’lı yıllarda Türkiye’de neredeyse Cumhurbaşkanı kadar önemli bir şahsiyetti. Örneğin sizin olaylarınızı halka yansıtma biçimi açısından baktığımızda; Uğur Dündar için “TV gazeteciliğini adeta bir algı brokeri gibi kullandığı” değerlendirmesini yapabilir misiniz?

NAİL KEÇİLİ: Bakın sorduğunuz sualin cevabını vermek benim gibi bir adama yakışmaz. Niye yakışmaz söyleyeyim. Ben medyanın senelerce maaşını dahi ödeyen en büyük reklam ve tanıtım ajansının sahibiydim. Ertuğrul Özkök bana telefon eder ‘’Nailciğim ay sonu geliyor ne olursun bana biraz avans verir misin? ’’ der biz hemen 1,5 milyon dolar para yollardık. Biz bu dönemleri yaşadık. Sonradan benim aklandığım, Yargıtay’ın onadığı ve üzerimde en ufak bir pislik bulamadıkları kanıtlanmış. Bu ithamları yapan Mesut Yılmaz, Saadettin Tantan Bey onun adamı olarak tabi bu görevleri yapmışlardır ve arkalarındaki büyük güç Aydın Doğan, benim medyada büyümem dolayısıyla yok olmam için her türlü çareye başvurmuşlar ve bu konuda koalisyon hükümetinin bakanlarını kullanmışlardır. Ve gazetelerinde de Aydın Doğan, Milliyet’in birinci sayfasında manşet yapmıştır beni. Şimdi bunu yapan adamların değerleri konusunda ben size bir şey söyleyebilir miyim? Onun için böyle bir suali bana sormamış olun...

TÜRKİYE BİR ADAB-I MUAŞERETSİZLİK DÖNEMİNİN İÇERİSİNDE…

CEM GÜNER: TBMM’de adab-ı muaşeret kursu açılması ile ilgili önerinizi içeren bir yazınızı okudum. Günümüz itibarı ile gerek siyasi parti liderleri gerekse ekran önündeki medya mensuplarını adab-ı muaşeret aşısından yeterli buluyor musunuz?

NAİL KEÇİLİ: Bakın şuanda Türkiye adab-ı muaşeret, görgü, eğitim ve tecrübe açısından mesleğinin erbabı olmayan ne kadar insan varsa hepsi aktif görevlerde. Hem bürokraside, hem devlette, hem de ne yazık ki benim mesleğim olan reklamcılıkta… Özel sektörün tanıtım bölümlerinde faaliyet gösteren insanlar için de geçerli söylediğim. Tabi ki ben mühendisler, mimarlar hakkında yorum yapamam o benim görüşüm değil. Ama benim mesleğimle ilgili ve bürokrasinin çalışması, hükümetin bu konulara bakışı açısından aklınızın alamayacağı en düşük seviyenin şuanda uygulanmakta olduğunu görüyorum. Bunu da zaman zaman Sayın Cumhurbaşkanı’na aktarabilmek için sadece ulaşabildiğimiz yer olan sosyal medyadan ulaştırmaya çalışıyoruz. Fakat Cumhurbaşkanımız’a sosyal medyada verdiğimiz mesajlar da kendisine ulaştırılmıyor hatta okunmuyor üstadım okunmuyor…

Ayrıca bir şey daha ilave etmek istiyorum. Hatırlar mısınız? Evvelki hükümetler döneminde TBMM’nin salonunda çiğ köfte yapan beyler, çiğ köftenin olup olmadığını anlamak için tavana atıp tetkik ediyorlardı. Anlamaya çalışıyorlardı çiğ köfte yeteri kadar yoğurulmuş mu yoğurulmamış mı gibi… Bu ülke bunları gördü... Ve böyle başlayan bir adab-ı muaşeretsizlik dönemine girdi Türkiye… Ve halen de devam ediyor… Şu anda benim görüşüme göre; kılık kıyafet, Türkçe’yi konuşmak, televizyon kampanyalarında, sohbetlerinde, tartışmalarında konuşan insanlar ve adedi birdenbire anlaşılmaz bir şekilde çoğalan korkunç bir miktar alan profesörlerimiz var… Zamanında yıllarca “Türkiye’de profesör yok, eğitimli adam yok” diye söylenip dururduk… Bakın en son söyleyeceğim şey şu üç hadiseye önem vermeli Türkiye. Bunun birincisi eğitim kalitesi, ikincisi görgü, üçüncüsü tecrübe.. Buna sahip olmayan adamı ne bürokrasi de ne devlette önemli bir yere getirmeyin…

YELLENMEYE DEVAM ETSİNLER, BİR GÜN TÜRKİYE BUNLARIN HESABINI SORACAKTIR…

CEM GÜNER: Ulusal kanalların tartışma programlarında bazen yellenme sesleri duyuluyor ve hemen arkasından şöhret sahibi bazı gazeteciler hakkında “canlı yayında şu isim yellendi bu isim yellendi” diye medya sitelerinde günlerce haber konusu yapılıyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

NAİL KEÇİLİ: Eğer bu kafalar böyle giderse yellenmek son derece doğal bir şey olacak. Biliyorsunuz Batı dünyasında yellenmek ayıp değil geğirmek ayıptır. Herhâlde bizimkilerde bu Batı dünyasındaki örneği alıp bol bol yelleniyorlar. Yellenmeye devam etsinler. Bir gün bu Türkiye bunların hesabını soracaktır.

CEM GÜNER: Ve son olarak şunu ifade etmek istiyorum. Mutlaka benim de sormayı akıl edemediğim sorular olmuştur. Bu röportajı yapan siz olsaydınız; Nail Keçili’ye neyi sormak isterdiniz?

NAİL KEÇİLİ: Ben Nail Keçili’ye kendi kendimi sormaktan sıkıldım ve bıktım. Bizi dinlemeyen, bizim tecrübemizden istifade etmeyen insanlara neyi soracağım? Ve neyin tecrübesini anlatacağım? Neyin fikrini söyleyeceğim? Herkes işine baksın. Herkes kendi bulunduğu hasbelkader geldiği mevkiyi çok iyi idare ettiğiniz zannediyor. Koy verin…

CEM GÜNER: Çok teşekkür ediyorum Nail Bey. Sizde sağlık ve başarılar diliyorum…

NAİL KEÇİLİ: Ben teşekkür ediyorum. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum…

İletişim: silivricemguner@gmail.com

Yorumlar (1)
İbrahim Öztürk 8 ay önce
Harika bir röportaj tebrik ederim cem
10
açık
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 38 81
2. Fenerbahçe 38 79
3. Galatasaray 38 78
4. Trabzonspor 38 67
5. Hatayspor 38 60
6. Sivasspor 38 59
7. Alanyaspor 38 57
8. Gaziantep FK 38 55
9. Karagümrük 38 54
10. Göztepe 38 51
11. Konyaspor 38 48
12. Rizespor 38 45
13. Malatyaspor 38 44
14. Başakşehir 38 44
15. Kasımpaşa 38 43
16. Antalyaspor 39 43
17. Kayserispor 38 40
18. Ankaragücü 38 38
19. Erzurumspor 39 37
20. Gençlerbirliği 38 35
21. Denizlispor 38 28
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 34 70
2. Giresunspor 34 70
3. Samsunspor 34 70
4. İstanbulspor 34 64
5. Altay 34 63
6. Altınordu 34 60
7. Ankara Keçiörengücü 34 58
8. Ümraniye 34 51
9. Tuzlaspor 34 47
10. Bursaspor 34 46
11. Bandırmaspor 34 42
12. Boluspor 34 42
13. Balıkesirspor 34 35
14. Adanaspor 34 34
15. Menemenspor 34 34
16. Akhisar Bld.Spor 34 30
17. Ankaraspor 34 26
18. Eskişehirspor 34 8
Takımlar O P
1. Man City 35 80
2. M. United 34 70
3. Chelsea 35 64
4. Leicester City 35 63
5. West Ham 35 58
6. Liverpool 34 57
7. Tottenham 35 56
8. Everton 34 55
9. Arsenal 35 52
10. Leeds United 35 50
11. Aston Villa 34 48
12. Wolverhampton 35 45
13. Crystal Palace 34 41
14. Newcastle 35 39
15. Brighton 35 37
16. Southampton 34 37
17. Burnley 34 36
18. Fulham 34 27
19. West Bromwich 35 26
20. Sheffield United 35 17
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 35 77
2. Real Madrid 35 75
3. Barcelona 35 75
4. Sevilla 35 71
5. Real Sociedad 35 56
6. Villarreal 35 52
7. Real Betis 34 51
8. Celta de Vigo 35 47
9. Athletic Bilbao 35 46
10. Granada 34 45
11. Cádiz 35 43
12. Osasuna 35 41
13. Valencia 35 39
14. Levante 35 39
15. Getafe 35 34
16. Deportivo Alaves 35 32
17. Real Valladolid 35 31
18. Huesca 35 30
19. Elche 35 30
20. Eibar 35 29
banner3